Hayat Dersleri 9

Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi Hayat Dersleri e-Kitap 9. Bölüm

دُرُوسُ الْحَيَاة

Hayat
Dersleri

Dokuzuncu Ders · Müslüman Şahsiyeti, Birlik, Dayanışma ve Kardeşlik

Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a, salât ve selâm halkın en hayırlısı olan Efendimize olsun. Biz de her hayırlı işe olduğu gibi, hayat derslerimize besmele ile başlıyoruz.

Fihrist

İçindekiler

Sayfalar: alttaki oklar, klavyede ← → veya dokunmatik ekranda kaydırma.

Dokuzuncu Ders

Müslüman Şahsiyeti, Birlik,
Dayanışma ve Kardeşlik

Müslümanın şahsiyeti nasıl kurulur? Vasat ümmet olmak, Allah'ın ipine topluca sarılmak, kardeşlik ve dayanışma; fırkalaşmadan sakınıp müminin gönlünü ve haysiyetini korumak üzerine bir hayat dersi.

Dokuzuncu Ders

Müslüman Olmanın Şerefi ve Şahsiyet

Çok aziz ve muhterem seyirciler! Bugün sizlere Müslüman olmanın gereklerinden söz edeceğim.

Müslümanın kötülüklere “Hayır,” diyen, Allah’ı bulup ona teslim olan, huzura eren; içindeki mutluluğu davranışlarıyla dışarıya yansıtan ve başkalarına da mutluluk dağıtan insan olduğunu söylemiştik.

Gerçekten Müslüman olmak en büyük şereftir. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah katında din İslam’dır,” buyrulur. Bir başka ayet-i celîlede de, “Kim İslam’dan başka bir din ararsa bu ondan asla kabul edilmeyecektir,” denir. Biz Allah’ın lütfuna ermiş ve büyük bir şerefe nail olmuş kişiler olarak Müslümanlığımızın kıymetini bilmeli, Müslümanca yaşamalı ve Müslüman olmanın gereklerine uymalıyız.

Müslüman insan her şeyden önce, Müslüman olduğu bilinci içerisinde ve Müslümanlığını koruma düşüncesiyle davranışlarını düzenlemelidir. Gittiği her yerde onun Müslüman olduğu bilinmelidir.

Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların insanlara şahit olmaları için vasat bir ümmet kılındıkları bildirilir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de, “Siz Allah’ın yeryüzündeki şahitlerisiniz,” buyurur. Şahit, sözüne güvenilen ve sözü delil kabul edilen kişidir. Bir karar onun sözüne göre verilir. Bunun için şahidin güvenilir bir kişiliğe sahip olması gerekir.

Demek ki Müslüman şahsiyetli olacaktır. Nereye giderse gitsin düşüncesinde, yaşayışında, davranışlarında, ilminde ve irfanında varlığını ortaya koyacaktır. “Ben Müslümanım. İnancım budur ve inancımın gereği böyle davranmalıyım,” diyecektir. Onun Müslüman olduğu güzel hareketlerinden ve iyiliğinden anlaşılacaktır.

Dokuzuncu Ders

En Küçük Ayrıntıda Bile Müslüman Kimliği

Bu özellik en küçük ayrıntılarda bile görülür. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Medine’sinde, Cennetü’l-Bakī‘de bir kabir açılmıştı. Kabrin ortası şak şeklinde kazılmıştı. Peygamberimiz kıble tarafının oyularak lahit yapılmasını istedi. Böylece defin biçiminde bile Müslümana özgü bir uygulamaya dikkat çekti.

Peygamberimizin yemede, içmede, evimizde, giyimimizde ve davranışlarımızda pek çok uyarısı vardır. Bütün bunlarda Müslüman şahsiyeti görünmelidir.

Hikmet müminin yitik malıdır; onu nerede bulursa alır. Fakat körü körüne taklit etmez. Müslüman mukallit olmaz. Aldığını geliştirir ve ona Müslümanlığının özelliğini kazandırır. “Bu benim eserimdir,” diyebilecek bir şahsiyet ortaya koyar.

Peygamberimiz ibadetlerde bile bu ölçüyü öğretir. Medine-i Münevvere’ye teşrif ettiğinde Yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuğunu gördü. “Bugün Allah, Mûsâ’yı ve kavmini Firavun’dan kurtardı,” dediler. Peygamberimiz, “Biz Mûsâ’ya sizden daha yakınız,” buyurdu ve onlara benzememek için Âşûrâ orucuna bir gün önceyi veya bir gün sonrayı eklemeyi tavsiye etti. Böylece Âşûrâ orucuna Müslümana özgü bir özellik kattı.

Biz mukallit ve başkalarının uydusu olamayız. Müslümanlar her alanda önde olmak için çalışmalıdır. Tembellik Müslümana yakışmaz. İşinin eğitimini alacak, çok çalışacak, işini en iyi şekilde yapacak ve insanlara örnek olacaktır. “Sizi vasat bir ümmet kıldık” ayet-i celîlesinin anlamlarından biri de budur.

Dokuzuncu Ders

Birlik, Saygı ve Fazileti Unutmamak

İnancımız Allah’ın birliği üzerine kuruludur. Bütün Müslümanlar tevhid inancında birleştiği gibi yaşayışta da birlik içinde olmalıdır.

İnsan medeniyyün bi’t-tab‘dır; yani yaratılışı gereği toplumsal bir varlıktır. Tek başına yaşayamaz ve başkalarıyla birlikte yaşamak zorundadır. İnsanlar arasında kuvvet, zekâ, kabiliyet ve başka özellikler bakımından farklılıklar vardır. Birlikte yaşayabilmek için birbirlerine saygılı ve anlayışlı olmalı, bunu her davranışlarında titizlikle göstermelidirler.

Dilimizle ve davranışlarımızla birbirimize karşı saygılı olacak, her konuda yardımlaşacak ve iyiliği unutmayacağız. Allah, “Ve lâ tensevü’l-fazla beyneküm”; “Aranızdaki iyiliği ve fazileti unutmayın,” buyuruyor. Asaleti, cömertliği ve güzel davranmayı aramızda yaşatacağız.

Öyle bir millet olmalıyız ki başka milletler, “Ne güzel yaşıyorlar, ne güzel kaynaşmışlar ve ne kadar iyi yardımlaşıyorlar,” desinler. Allah bizden bunu istiyor. Peygamberimiz de hadisleriyle bunları bize açıklıyor.

Peygamberimiz, müminlerin birbirine kenetlenmiş bir bina gibi olmalarını ister. Müslümanlar binanın taşları ve tuğlaları gibi birleşerek İslam binasını meydana getirirler. Bir bedenin organları gibi birbirlerine bağlı, duyarlı, saygılı ve fedakâr olurlar.

Bir kimse kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe kâmil anlamda iman etmiş olmaz. Bunun için nereye gidersek gidelim, insanlar bizim hakkımızda, “Ne güzel anlaşıyorlar, ne güzel yardımlaşıyorlar, ne kadar nazik ve insanca davranıyorlar,” demelidir.

Dokuzuncu Ders

Allah’ın İpine Topluca Sarılmak

Allah bizden vasat ümmet olmamızı istiyor. “Va‘tasımû bi-hablillâhi cemî‘an”; “Allah’ın ipine hep birlikte sarılın,” buyuruyor. Tek başına değil, topluca hareket edip birbirimize destek olacağız. Haramlardan sakınma konusunda birimiz yanlış yaptığında, “Dur, yanlış yapıyorsun,” diyeceğiz. İyilik yaptığında onu destekleyecek ve teşvik edeceğiz.

Kur’an’ın emirlerine topluca uyulur. İnsan tek başına her işi başaramaz; başkalarının yardımına muhtaçtır. Bir insan elbisesini dikip kumaşını dokuyamaz, aynı anda çiftçilik ve bütün sanatları yapamaz. Bir işi biri, başka işi diğeri yapar.

Allah insanları farklı renklerde, kabiliyetlerde, milletler ve kavimler hâlinde birbirlerini tanımaları, eksiklerini tamamlamaları ve iyilikte yardımlaşmaları için yaratmıştır; birbirlerine üstünlük taslamaları için değil.

İnancımıza göre bütün insanların atası Âdem aleyhisselamdır. Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde, “Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktandır,” buyurmuştur. Bütün insanlar aynı anne ve babadan gelen insanlık ailesinin üyeleridir. Ayrı durmaya, düşmanlığa ve birbirine kötülük etmeye yol yoktur.

Bu kardeşliği önce Müslümanlar arasında gerçekleştireceğiz. Sonra güzel yaşayışımızla başka insanlara da iyiliği göstereceğiz. Onlar bizi örnek alacak ve bu güzellik bütün insanlığa yayılacaktır.

Dokuzuncu Ders

Çekişmeden Kaçınmak ve Sabır

Dinimizin hükümlerini yerine getirmek için dayanışma ve birlik içinde bulunacağız. Böyle olmazsak gücümüz dağılır. Allah, “Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabredin,” buyuruyor.

Birliğin korunması için bazen katlanmak ve fedakârlık yapmak gerekir. Hepimizin kusurları vardır. Birimiz yanlış yaptığında hemen aynı sertlikle karşılık vermeyeceğiz. Olgun ve fedakâr davranacağız. Bir süre sonra o kişi aklı başına geldiğinde hatasını anlayacak ve aramızdaki kaynaşma artacaktır. O ileri gittiğinde biz de ileri gidersek kavga çıkar ve birlik bozulur. Kur’an bizden sabır ister.

Müslümanlar, Allah ve resulünün emirlerini yerine getirmek için omuz omuza hareket edecek; dinin emirlerini uygulamakta ve haramlardan sakınmakta birbirlerine yardım edecekler.

Eski tarihî binalarda taşları, özellikle köşelerde kurşunlarla birbirine perçinlerler. Peygamberimiz de müminleri birbirini destekleyen, kenetlenmiş bir bina gibi tarif eder. Kaynaşacak ve bütünleşeceğiz. Birlikten kuvvet doğar. Müslümanların gücü artar ve iyiliği yayarken karşılarına çıkan engelleri daha kolay aşarlar.

Günümüzün önemli dertlerinden biri de ayrılıktır. İslam’ı öğrenmeden yaşamak mümkün değildir. Önce bilecek, sonra bildiğimizi yaşayacağız. Milyarlarca insanın aynı kişiden öğrenmesi mümkün değildir; herkesin hocası ve öğretmeni farklı olabilir. Fakat hocaların farklılığı Müslümanları gruplara ve fırkalara ayırmamalıdır.

Dokuzuncu Ders

Fırkalaşmanın Tehlikesi

“Benim hocam şu, ben şuralıyım, ben buralıyım,” diyerek fırka fırka olanları Allah ikaz ediyor. Kur’an’da dinlerini parçalayıp gruplara ayrılanlar hakkında, “Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır,” buyrulur.

Allah’ımız bir, kıblemiz bir, kitabımız bir ve inandığımız esaslar aynıdır. Aynı hedef için, Allah’ın rızasını kazanmak için yaşıyoruz. Hedef bir, inanç bir, kıble bir ve kitap bir olduğu hâlde niçin bölünüyoruz? Bölünmek Müslümanlara yakışmaz.

Müslümanlar anlayışlı ve fedakâr olacak, din kardeşlerini kendilerinden önde tutacaklardır. Kendileri için istediklerini onlar için de isteyeceklerdir. İnsan kendisine kötülük ve eziyet yapılmasını istemez. Öyleyse başkasına da kötülük yapamaz. Peygamberimizin, “Biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz,” sözünün anlamı budur.

Müslüman iyilik kaynağıdır. İçi huzur ve mutlulukla doludur; Allah’a kul olmuş ve yeryüzünde onun halifesi olma sorumluluğunu taşır. Allah güneşinden, yağmurundan ve nimetlerinden inanana da inanmayana da verir. İnsan da yeryüzünde halife olmanın gereği olarak insanlara iyilikle davranır. Önce Müslüman kardeşlerine, ardından bütün insanlara iyilik eder.

Dokuzuncu Ders

Elinden ve Dilinden Emin Olunan Müslüman

Peygamberimizin ifadesiyle Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kişidir. Gerçek Müslüman başka insanlara da zarar vermez. Müslüman kardeşine hiç kötülük yapamaz; çünkü o öz kardeşidir. Müslümana kötülük yapan bir bakıma kendine kötülük yapmış olur.

Kur’an-ı Kerim’de, “Birbirinizi ayıplamayın,” buyrulur. Müslümanlar bir bütün olduğu için din kardeşini kötülemek ve ayıplamak, bir bakıma kendini kötülemek ve ayıplamaktır. Allah, Müslümanların birlik ve bütünlük içinde olması gerektiğini bu ayetle öğretir.

Müslümanlar sevgide, merhamette ve lütufkârlıkta bir beden gibi olacak; birbirlerini sevip sayacak ve yekvücut hâlinde yaşayacaklardır. Allah birlik içinde ibadet eden kullarını sever.

Bu birlik camide açıkça görülür. Zengin ile fakir, tahsilli ile tahsil görmemiş insan yan yana saf tutar. Herkes omuz omuza verir ve kaynaşmış bir topluluk hâlinde namaz kılar.

Allah, birlik içinde ibadet eden kullarını meleklere gösterir. Zikir ve ibadet meclislerine katılanların bağışlandığını bildiren hadislerde, başka bir sebeple aralarında bulunan kişinin de onların bereketiyle mahrum bırakılmayacağı anlatılır. İyilerle beraber bulunmak kusurlu kişiye de rahmet vesilesi olur.

Dokuzuncu Ders

Müminin Hürmeti ve Cemaatin Bereketi

Tüm Müslümanları kendimizden önde tutacak, onlar hakkında kötülük düşünmeyeceğiz. Diğer insanlar hakkında da kötü niyet taşımayacak ve kötülükten uzak duracağız. Elimizden ve dilimizden hiç kimse rahatsız olmayacak; herkes güven içinde olacaktır. Allah’a teslim olmuş güzel insan böyle olur.

Allah’ın rızasını kazanmak ana hedefimizdir. Allah’a inanmanın temelinde onun sevgisini ve rızasını kazanmak vardır. Bunun yolu da birlik, beraberlik ve karşılıklı saygı içinde yaşamaktır.

Bir Müslüman diğerine selam verip, “Nasılsınız?” diye hâlini sorsa ve gönlünü alsa büyük bir iyilik yapmış olur. Peygamberimiz Kâbe’nin hürmetinin çok büyük olduğunu, fakat müminin canının, malının ve haysiyetinin Allah katındaki hürmetinin daha da büyük olduğunu bildirmiştir. Bu yüzden hiçbir müminin kalbini kırmamak gerekir.

Müslüman, bir müminin gönlünü incitmez ve kırıcı davranmaz. Müslüman kardeşini sevmek Allah’ın rızasını kazanmaya vesiledir. Bir Müslümana güler yüzle bakmak ve gönlünü almak Allah’ın bağışlamasına vesile olabilir.

Yoldan insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmak imanın şubelerindendir. Bir diken, çivi veya pislik gelip geçenlere zarar vermesin diye onu kaldırıp kenara atmak imandandır ve cennete girmeye vesile olur. Biz insanlara eziyet etmek için değil, iyilik etmek için yaratıldık.

Kur’an’ın bu emirlerine uyarak birlik içinde yaşayacağız. Allah’ın himayesi ve yardımı birlik ve beraberlikle beraberdir. “Yedullahi mea’l-cemâa”; Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir. Müslümanlar birliklerini koruduklarında güçlenirler. Bunun tarihimizde pek çok örneği vardır; Hudeybiye Antlaşması da bunlardan biridir. Müslümanın vasıflarını ve nasıl davranması gerektiğini anlatmaya daha sonra devam edeceğiz. Allah’a emanet olun. Hoşça kalın, aziz ve muhterem seyirciler.

Kur'ân-ı Kerîm

Âyet-i Kerîmeler

Âl-i İmrân sûresi 3/19

إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ

Şüphesiz Allah katında (makbul) din, İslam'dır.

Âl-i İmrân sûresi 3/85

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ

Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmez.

Bakara sûresi 2/143

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ

Böylece sizi vasat (adil, dengeli ve örnek) bir ümmet kıldık ki insanlara şahit olasınız.

Kur'ân-ı Kerîm

Âyet-i Kerîmeler (devam)

Âl-i İmrân sûresi 3/103

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.

Hucurât sûresi 49/13

وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ

Sizi, tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, en çok takvâ sahibi olanınızdır.

Bakara sûresi 2/237

وَلَا تَنسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ

Aranızdaki iyiliği ve fazileti (birbirinize karşı cömertliği) unutmayın.

Kur'ân-ı Kerîm

Âyet-i Kerîmeler (devam)

Enfâl sûresi 8/46

وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ ۖ وَاصْبِرُوا

Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz (rüzgârınız) gider. Sabredin.

Saff sûresi 61/4

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُم بُنْيَانٌ مَّرْصُوصٌ

Allah, kendi yolunda, kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (birlik içinde) mücadele edenleri sever.

En'âm sûresi 6/159

إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ

Dinlerini parçalayıp gruplara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur.

Hucurât sûresi 49/11

وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ

Birbirinizi (kendinizi) ayıplamayın.

Sünnet-i Seniyye

Hadîs-i Şerîf

Müminler bina gibidir

الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

Mümin, mümin için parçaları birbirini destekleyen bir bina gibidir.

Buhârî, Edeb, 36; Müslim, Birr, 65 — Ebû Mûsâ el-Eş'arî radıyallâhu anh'ten.
Müminler tek beden gibidir

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ

Müminler; birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidir.

Müslim, Birr, 66 — Nu'mân bin Beşîr radıyallâhu anhümâ'dan.
Kardeşi için istemek

لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّىٰ يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olmaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71 — Enes bin Mâlik radıyallâhu anh'ten.

Sünnet-i Seniyye

Hadîs-i Şerîf (devam)

Elinden ve dilinden emin olmak

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.

Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64-65 — Abdullah bin Amr radıyallâhu anhümâ'dan.
Yoldan eziyeti kaldırmak

الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً … وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَىٰ عَنِ الطَّرِيقِ

İman yetmiş küsur şubedir… En aşağı derecesi, yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır.

Müslim, Îmân, 58; Buhârî, Îmân, 3 — Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'ten.

Sözlük

Derste Geçen Kavramlar

  • Müslüman Şahsiyeti
    İnancı söz, davranış, çalışma ve ahlakında görünür kılan güvenilir kişilik.
  • Vasat Ümmet
    Dengeli, adil, hayırlı ve insanlığa örnek/şahit olan toplum.
  • Şahitlik
    Sözüne güvenilip delil kabul edilme; ümmetin insanlara örnek olma sorumluluğu.
  • Hikmet
    Doğru bilgi ve isabetli hüküm; “müminin yitik malı”dır, nerede bulunsa alınır.
  • Taklit / Mukallit
    Bir görüşü delilsiz ve bilinçsiz izleme; körü körüne taklit eden kişi.
  • Lahit / Şak
    Kabirde kıble tarafına açılan yan oyuk / ortadaki kanal biçimindeki yer.
  • Cennetü'l-Bakī‘
    Medine'de Mescid-i Nebevî yakınındaki tarihî kabristan.
  • Âşûrâ
    Muharrem ayının onuncu günü; orucu Yahudilere benzememek için bir gün eklenerek tutulur.
  • Medeniyyün bi't-tab‘
    İnsanın yaratılışı gereği toplumsal bir varlık olması.
  • Fazilet / Îsâr
    Erdem ve cömertlik / kendi ihtiyacına rağmen kardeşini kendine tercih etme.
  • Halife
    Yeryüzünde emanet ve sorumluluk taşıyan; adalet, imar ve iyilikle yükümlü insan.
  • Sözlük

    Derste Geçen Kavramlar (devam)

  • Tevhid
    Allah'ın birliğini kabul etme; inançta olduğu gibi yaşayışta da birlik.
  • Dayanışma
    Ortak iyilik ve sorumluluk için birbirine destek olma.
  • Cemaat
    Ortak inanç ve amaç çevresinde birleşen Müslüman topluluğu; Allah'ın yardımı cemaatledir.
  • Fırka
    Ana bütünden ayrılan grup; dinî birlik parçalandığında olumsuz anlam kazanır.
  • Mezhep
    Dinî kaynakları anlama ve yorumlama yöntemi çevresinde oluşan ilmî ekol; fırkalaşmadan farklıdır.
  • Takvâ
    Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle günah ve haksızlıktan sakınma.
  • Sabır
    Zorluk, öfke ve sıkıntı karşısında doğru davranışta sebat etme.
  • Fedakârlık
    Birlik ve başkasının iyiliği için kendi bazı hak ve rahatlıklarından vazgeçme.
  • Bünyânün Mersûs
    Kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı; birlik hâlindeki safların Kur'an'daki benzetmesi.
  • Müminin Hürmeti
    Müminin canı, malı ve haysiyetinin dokunulmazlığı; Kâbe'yle kıyaslanacak kadar büyüktür.
  • Gönül Almak
    Selam, güzel söz ve iyilikle bir mümini sevindirip huzura vesile olma.
  • Allah'ın İpi
    Âl-i İmrân 3/103'te geçen; Kur'an, İslam ve ortak dinî bağ anlamındaki mecaz.
  • Hudeybiye Antlaşması
    Hicretin 6. yılı Mekke müşrikleriyle yapılan; Kur'an'da “apaçık fetih” denilen barış.
  • وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    “Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi Allah'a hamd etmektir.”

    Hayat Dersleri · Dokuzuncu Ders

    Hayat Dersleri

    Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi'nin sohbetlerinden derlenmiştir.

    Editör

    Furkan Mahmut Tameroğlu

    ← → ile sayfaları çevirin

    Bir Cevap Yazın