Hayat Dersleri 6

Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi Hayat Dersleri e-Kitap 6. Bölüm

دُرُوسُ الْحَيَاة

Hayat
Dersleri

Altıncı Ders · İman, Kelime-i Tevhid ve Allah'ın Sıfatları

Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a, salât ve selâm halkın en hayırlısı olan Efendimize olsun. Biz de her hayırlı işe olduğu gibi, hayat derslerimize besmele ile başlıyoruz.

Fihrist

İçindekiler

Sayfalar: alttaki oklar, klavyede ← → veya dokunmatik ekranda kaydırma.

Altıncı Ders

İman, Kelime-i Tevhid
ve Allah'ın Sıfatları

İmanın temeli nedir? Kalp ile tasdik ve dil ile ikrar, Ammâr bin Yâsir'in imtihanı, Allah'ın zâtî ve sübûtî sıfatları ve bir Müslümana kâfir demenin ağırlığı üzerine bir hayat dersi.

Altıncı Ders

İman Kelimesi: “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah”

Çok aziz ve muhterem seyirciler! Bir önceki konuşmamızda Müslümanlık hakkında; iman nedir, İslam nedir, Müslüman nedir, mümin nedir, bunların nitelikleri nelerdir ve neler yaparlar, bu konular üzerinde duracağımızı söylemiştik. “Lâ ilâhe illallah” kelimesinin anlamı üzerinde biraz durmuştuk. Şimdi yine aynı konuya başka bir açıdan devam edeceğiz.

Müslüman olmak için ilk adımın, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah” demek olduğunu söyledik. “Lâ ilâhe illallah” kelimesinin içinde “Muhammedün Resûlullah” da vardır. Bugün iman kelimesi, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah”tır.

Bir insan, “Lâ ilâhe illallah; Allah’tan başka ilah yoktur. Allah’a inandım, güvendim ve dayandım,” dese fakat “Muhammedün Resûlullah” demese mümin olmaz. Kur’an-ı Azîmüşşân’da Allah bize bunları açıkça haber veriyor: “Allah’a ve resulüne inanın.” Hem bana inanın hem peygamberime, buyuruyor. Çeşitli ayetlerde o peygamberi de tarif ediyor. Ümmî peygamber olan Muhammed Mustafa’ya inanın. “Muhammedün Resûlullah”; Muhammed, Allah’ın resulüdür. Bunun gibi daha pek çok ayet vardır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme inanmayı Allah emrediyor.

Öyleyse bir adam “Lâ ilâhe illallah” der fakat “Muhammedün Resûlullah” demezse mümin olmaz. İman kelimesi, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah”tır. Bu kelimeyi söyleyen kişi, İslam açısından inanılması gereken hususlara inanmış demektir.

Hepimizin Âmentü olarak bildiği esaslar bu kelimenin içindedir: Allah’a inanmak, peygamberlere inanmak, meleklere inanmak, kitaplara inanmak, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna yani kadere inanmak, öldükten sonra dirilmeye inanmak… İmanın esasları bu kelimenin içindedir. Çünkü bunları bize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haber vermiştir. Peygamberi görevlendiren de Allah’tır.

Altıncı Ders

Kalp ile Tasdik, Dil ile İkrar

İman, inanılması gereken her şeyi kalben tasdikle başlar. Allah’ın inanmamızı emrettiği hususları kalbimizle tasdik ederiz. İmanın temeli tasdiktir. Bununla beraber, gerektiğinde insan inandığını söylemezse mümin sayılmaz. Kalp ile tasdik ve dil ile ikrar, imanın tarifi olur. Dil ile ikrar da imanın unsurudur. Gerektiğinde söylenmesi gerekir.

Bazen dil ile ikrar bulunmayabilir. Bu yüzden dil ile ikrarın görülmediği her durumda “İman yoktur,” diyemeyiz. Bu durum şuna benzer: Kışın ağaçlar yapraksız, çiçeksiz ve meyvesizdir. Fakat biz o ağaçlara kuru demeyiz. Nisan veya mayıs ayı geldiği hâlde filiz vermez, yapraklanmaz ve çiçek açmazsa, o zaman “Bu ağaç kurumuş,” deriz.

İman da böyledir. Gerektiğinde iman dil ile söylenmez, ikrar edilmez veya namaz kılmak ve Allah’ın emirlerine uymak gibi hareketlerle dış âleme yansıtılmazsa kişi mümin sayılmaz. Hayatî bir tehlike ve zorlama yokken, gerektiğinde imanı dil ile ikrar etmek şarttır.

Dil ile ikrar bazen bulunmayabilir. Mesela hayatî tehlike varsa kişi imanını diliyle açıklamayabilir. Bunun örneğini Kur’an’dan alıyoruz. İslam’da din adına ortaya konulan her hususun Kur’an’da ve sünnette delili vardır.

Altıncı Ders

Ammâr bin Yâsir ve İkrah: Azimet ve Ruhsat

Kur’an-ı Kerim’de, kalbi imanla dolu olduğu hâlde inkâra zorlanan kimsenin durumu bildirilir. Buna Ammâr bin Yâsir’in yaşadığı olay örnektir. İlk Müslümanlardan Yâsir ile Sümeyye’nin oğlu Ammâr… Babası Yâsir ve annesi Sümeyye, mümin oldukları, Allah birdir dedikleri ve putlara tapmadıkları için türlü işkenceler altında öldürüldüler.

Ammâr bu dehşetli manzarayı görünce kurtulmak amacıyla, müşriklerin baskısı altında küfür sözünü söyledi. Fakat kalbi Peygamberimize imanla ve Allah inancıyla doluydu. Bunu gören bazı müminler Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme koşup, “Ammâr mahvoldu, helak oldu yâ Resûlallah,” dediler. Peygamberimiz, “Hayır, Ammâr bizdendir. İman, Ammâr’ın etine ve kemiğine işlemiştir,” buyurdu.

Annesiyle babası azimeti uyguladı; kahramanlık gösterip fedakâr davrandılar. Ammâr ise ruhsatı kullandı. Buradan imanın temelinin tasdik olduğunu ve zorunlu durumlarda dil ile ikrar bulunmayabileceğini öğreniyoruz. İmanın asıl rüknü kalben tasdiktir. Dil ile ikrar ise gerektiğinde ortaya konulan zâhirî rükündür.

Altıncı Ders

Allah’a İman ve Sıfatları

İman kelimesi “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah” olduğuna göre bunun içeriği nedir? Âmentü… İmanın altı şartından ilki Allah’a inanmaktır. Allah’a nasıl inanılır? Varlığı kendinden olan, varlığı zarurî ve zorunlu bulunan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak; onu kendisine lâyık sıfatlarla nitelemek gerekir.

Allah’ı, Kur’an-ı Kerim’de bize bildirdiği sıfatlarıyla biliriz. Akaid âlimleri bu sıfatları bir araya toplamışlardır: Vücûd, kıdem, bekā, vahdâniyet, muhâlefetün li’l-havâdis ve kıyâm bi-nefsihî; hayat, ilim, semi‘, basar, irade, kudret, kelâm ve tekvin.

Allah vardır. Varlığı kendindendir. Benim varlığım gibi değildir. Ben bir ana ve babadan doğdum; sonradan var oldum. Allah’ın varlığı böyle değildir. Varlığı kendindendir, sonradan değildir.

Kâinatta bir düzen vardır. İnsanın yaratılışı bile bunun bir planlayıcısı bulunduğunu gösterir. Akıl sahipleri için Allah’ın varlığını inkâr etmek mümkün değildir. Var olanları yaratan Allah vardır.

Allah’ın evveli ve sonu yoktur. Hiçbir şeye benzemez. Allah şekle girmez. Şekle giren cisimler sonradan yaratılmıştır. Allah böyle değildir. Âlimlerimiz, “Aklına ne gelirse gelsin, Allah ondan başkadır,” demişler. Allah şekle ve mekâna sığmaz.

Altıncı Ders

Ebû Hanîfe’nin Cevapları

“Mekâna sığmayan bir varlık nasıl olabilir? Yeri belli olmayan bir şey nasıl bulunabilir? Başlangıcı olmayan nasıl var olabilir?” diye soranlar olmuştur. Ebû Hanîfe Hazretleri, bunu soran bir adama, “Sayı saymasını bilir misin?” demiş. Adam, “Bilirim,” deyince, “Say bakalım,” buyurmuş. Adam, “Bir, iki, üç, dört, beş…” diye saymaya başlamış. Ebû Hanîfe Hazretleri, “Birden önce bir sayı söyle,” demiş. Adam, “Yok,” deyince şöyle cevap vermiş: “Öncesi olmayan bir rakamı kabul ediyorsun da Allah’ın evveli yoktur denilince niçin reddediyorsun?”

Adam, “Allah’ın mekânı yoktur diyorsun. Bir yerde olmayan şey olur mu?” diye sormuş. Ebû Hanîfe Hazretleri bir bardak süt getirtmiş ve, “Bunun içinde yağ var mı?” demiş. Adam, “Var,” cevabını vermiş. “Nerede?” diye sorunca, “Her tarafında,” demiş. “Haydi göster,” deyince adam, “Gösteremem; her tarafında,” cevabını vermiş. Bunun gibi Allah için de “Şurada oturuyor,” diyemeyiz. Allah her yerde hâzır ve nâzırdır.

Bir mumun ışığını düşünün. Işığı her tarafa yayılır. Allah’ın nuru da her tarafı kaplamıştır. Bunları gözünüzle görmediğiniz hâlde inkâr etmiyorsunuz; Allah hakkında söylenince inkâra kalkışıyorsunuz.

Adam, “Allah şimdi neyle meşgul oluyor?” diye sormuş. Ebû Hanîfe Hazretleri, “Hep kürsüde sen durdun. Biraz aşağı in de oraya ben çıkayım,” demiş. Kürsüye çıkınca, “Allah şu anda senin gibi bir kâfiri aşağı indirdi, benim gibi bir mümini yükseltti. Şimdi bununla meşgul oldu,” diye cevap vermiş. Allah her an yaratır. Her şey, her an onun yaratmasıyla olur.

Allah’ın varlığı kâinattaki düzen kadar açıktır. Descartes da, “Düşünüyorum, öyleyse varım,” diyor. Ben varsam beni yaratan Allah da vardır. Ortada yaratılmış şeyler varsa onları yaratan vardır. Kulağın kıvrımı, gözlerin yerleşimi, burun, eller, tırnaklar ve saçlar nasıl rastgele olabilir? Bunları düzenleyen ve planlayan bir kudret vardır. Biz ona Allah diyoruz.

Altıncı Ders

Allah’ın Birliği, Sübûtî Sıfatları ve Kelâmı

Allah birdir. Bu, on bir sayısının iki birden oluşması gibi sayısal bir birlik değildir. Ona hiçbir şey denk ve benzer değildir. Ona eşit hiçbir varlık yoktur. İki ilah olsaydı kâinatın düzeni bozulurdu. Biri yapmak isterken diğeri istemez, aralarında anlaşmazlık çıkardı. Anlaşmış olsalar bu kez birbirlerine muhtaç olurlardı. Bizim inandığımız Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. “Kul hüvallahu ehad. Allahu’s-samed.” Biz her gün namazlarımızda İhlâs suresini okuyoruz. Bütün bu sıfatlar Kur’an’dan çıkarılmıştır. Peygamberimizin Allah’ı bize öğretmesinden bunları öğreniyoruz.

Allah hayat sahibidir. Her şeyi bilir ve ilminin sonu yoktur. Bizim ilmimiz bir noktaya kadar gider, sonra âciz kalırız. Allah konuşur; fakat onun konuşması bizim harflerimiz ve seslerimiz gibi değildir. Allah’ın kelâmı Kur’an-ı Azîmüşşân’dır. Kur’an’ın kâğıdı ve mürekkebi değil, aslı Cenab-ı Hakk’ın kelâm-ı ilâhîsidir. Peygamberimize indirilmiş; yazıyla ve hâfızların ezberlemesiyle, tevâtüren bugüne kadar eksiksiz ulaşmıştır.

Allah işitir; fakat işitmesi bizim işitmemiz gibi değildir. Allah görür; onun görmediği hiçbir şey yoktur. Kanûnî döneminin değerli âlimlerinden İmam Birgivî’nin ifadesiyle, Allah zifirî karanlıkta kara taşın üzerinde yürüyen kara karıncayı görür ve ayağından çıkan sesi işitir.

Cenab-ı Hak her şeyi yaratandır. Biz Allah’ı bu sıfatlarla biliriz. Müslümanlık tevhid dinidir. Allah yanlış ve noksan sıfatlardan münezzehtir. Biz, her şeye gücü yeten, hiçbir şeye benzemeyen, mutlak kudret sahibi, her şeyi bilen ve her şeyi gören Allah’a inanıyoruz. Bunu kalbimizle tasdik ediyor, gerektiğinde dilimizle söylüyor ve davranışlarımızla gösteriyoruz.

Altıncı Ders

İkrar, Davranış ve Ehl-i Kıble

Bir kişinin Müslüman olduğunu başkalarının anlayabilmesi için onun ikrarını veya Müslümanca bir davranışını görmeleri gerekir. Kalplerdeki sırları Allah bilir. Bir insana selam verebilmek, onu din kardeşi görebilmek ve onunla Müslümanlara ait hukuk çerçevesinde ilişki kurabilmek için imanını gösteren bir sözüne veya davranışına ihtiyaç duyarız.

Ebû Hanîfe Hazretleri el-Fıkhü’l-Ekber’de, bir adam camiye gidip cemaatle namaz kılsa onun mümin sayılacağını söyler. Çünkü kendisi kelime-i şehadeti bilmese bile imama uymuştur. İmamın okuyuşu, ona uyanın da okuyuşu olur. İmam Ettehiyyatü’yü okurken, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh,” der. Böylece cemaat de bunu söylemiş olur. Bir adam camiye gidip cemaatle namaz kılarsa ona mümin muamelesi yaparız.

İnancımızı davranışlarımızda göstermemiz gerekir. Davranışlar, kalpteki tasdikin eseri ve içeridekinin görüntüsü olur. Yunus Emre ne güzel söylemiş. İçeride iman varsa dışarıya da iman taşar; şehadet kelimesi taşar. Camiye, beş vakit namaza, cuma ve bayram namazına gidersiniz.

Kalplerdeki sırları Allah bildiğine göre, bir insanın camiye, cumaya veya bayram namazına gittiğini yahut ömründe bir defa namaz kıldığını görürseniz ona Müslüman gözüyle bakarsınız. İşlediği hatalar yüzünden ona kâfir demezsiniz.

Amel imandan cüz değildir. Bununla beraber, gerektiğinde kişinin ikrarını veya imanına işaret eden davranışını görmemiz gerekir. Hiç camiye veya bayram namazına gittiğini görmemişiz, kelime-i şehadet getirdiğini işitmemişiz, “Ben Müslümanım,” dediğini duymamışız. Bu kişiye nasıl Müslüman muamelesi yapacağız? Bunun için gerektiğinde kelime-i şehadet veya onun anlamına gelen bir davranış bize yardımcı olur.

Altıncı Ders

Tekfirden Sakınmak

Peygamberimiz bu konuda büyük bir ölçü koymuştur. Kalbinde zerre kadar iman ışığı bulunan bir kimseye başkası “Kâfir,” derse, söylediği sözün vebali kendisine döner. Önümüze gelene veya kızdığımız kişiye kâfir diyemeyiz. Kalplerdeki sırları Allah bilir.

Bir kimsenin açıkça Allah’ı veya inanılması emredilen hususları inkâr ettiğini görmedikçe ona kâfir denmez. Bu inkâr sözle olabileceği gibi, açıkça inkâr anlamı taşıyan bir davranışla da olabilir. İmanın temeli tasdik olduğu için, doğrudan doğruya inkâr anlamı bulunmadan bir kimseye kâfir denmez.

Hataları ve kusurları olan bir Müslümana hemen kâfir demek çok yanlıştır. İman, inkâr edilmeden kalkıp gitmez. İnsan günahkâr olabilir; fakat inkâr etmedikçe yine mümindir ve baş tacıdır. Bir mümin ne kadar günahkâr olursa olsun, inanmayan milyarlarca insandan daha değerlidir. Cennete girmeye adaydır ve Allah’ın şerefli kuludur.

Biz Müslümanlar, inanan insanları hatalarından dolayı horlamamalı ve onlara küfür isnadında bulunmamalıyız. Bu konuda çok dikkatli davranmamız gerekir. Aksi hâlde bu sözün vebali söyleyenin üzerinde kalır.

Allah hepimizi imandan ve İslam’dan ayırmasın, küfre düşürmesin. Dilimize hâkim olan, küfür sözü söylemeyen ve küfür anlamına gelen davranışlarda bulunmayan güzel müminlerden eylesin. Allah’a emanet olun. Hoşça kalın, aziz ve muhterem seyirciler.

Kur'ân-ı Kerîm

Âyet-i Kerîmeler

Nisâ sûresi 4/136

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِ

Ey iman edenler! Allah'a, resulüne ve resulüne indirdiği kitaba iman edin.

Nahl sûresi 16/106

إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْإِيمَانِ

…kalbi imanla dolu (mutmain) olduğu hâlde (küfre) zorlanan kimse müstesnâ.

Kur'ân-ı Kerîm

Âyet-i Kerîmeler (devam)

İhlâs sûresi 112/1–4

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ۝ اللَّهُ الصَّمَدُ ۝ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ۝ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir (hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır). O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'na denk değildir.

Şûrâ sûresi 42/11

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ ۖ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir.

Sünnet-i Seniyye

Hadîs-i Şerîf

Ammâr'ın imanı

عَمَّارٌ مُلِئَ إِيمَانًا إِلَىٰ مُشَاشِهِ

Ammâr, iliğine kadar imanla doldurulmuştur.

Nesâî, Îmân; Hâkim, Müstedrek — Ammâr bin Yâsir hakkında rivayet edilmiştir.
Kardeşine “kâfir” demek

إِذَا قَالَ الرَّجُلُ لِأَخِيهِ يَا كَافِرُ فَقَدْ بَاءَ بِهَا أَحَدُهُمَا

Bir kimse din kardeşine “Ey kâfir!” derse, bu söz ikisinden birine döner.

Buhârî, Edeb, 73; Müslim, Îmân, 111 — İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan.
Zerre kadar iman

يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَفِي قَلْبِهِ وَزْنُ ذَرَّةٍ مِنْ إِيمَانٍ

Kalbinde zerre kadar iman bulunduğu hâlde “Lâ ilâhe illallah” diyen kimse (sonunda) ateşten çıkar.

Buhârî, Îmân, 33 — Enes bin Mâlik radıyallâhu anh'ten.

Sözlük

Derste Geçen Kavramlar

  • Âmentü
    İmanın altı esasını topluca ifade eden metin ve yaygın adlandırma.
  • Akaid
    İslam dininin inanılması gereken temel hükümlerini konu alan ilim.
  • Kelime-i Tevhid
    “Lâ ilâhe illallah” sözü; Allah'tan başka ilah bulunmadığını bildirir.
  • Kelime-i Şehadet
    Allah'ın birliğine ve Hz. Muhammed'in kulluğu ile elçiliğine şahitlik ifadesi.
  • Kalp ile Tasdik
    İmana konu hakikatleri gönülden doğrulayıp kabul etme; imanın aslî rüknü.
  • Dil ile İkrar
    İmanı sözle açıklama; kişinin dünyevî hükümlerde Müslüman tanınmasını sağlayan dış gösterge.
  • Azimet
    Mükellef için normal şartlarda geçerli aslî dinî hüküm.
  • Ruhsat
    Zaruret veya ağır meşakkat sebebiyle tanınan dinî kolaylık.
  • İkrah
    Ağır tehdit veya zorla, istemediği bir sözü söylemeye ya da işi yapmaya mecbur bırakılma.
  • Tekfir
    Bir kişi veya grubu İslam dairesinin dışında sayma hükmü; büyük sorumluluk taşır.
  • Ehl-i Kıble
    Kıbleye yönelip namaz kılan ve Müslüman olduğunu açıklayan kimseler.
  • Tevâtür
    Yalan üzere birleşmeleri düşünülemeyecek kadar çok kişinin bir haberi nesilden nesle aktarması.
  • Sözlük

    Kavramlar: Allah'ın Sıfatları (devam)

  • Tevhid
    Allah'ın zâtında, sıfatlarında ve ilahlığında bir olduğunu kabul etme.
  • Vücûd
    Allah'ın var olması.
  • Kıdem
    Allah'ın varlığının başlangıcının bulunmaması.
  • Bekā
    Allah'ın varlığının sonunun bulunmaması.
  • Vahdâniyet
    Allah'ın bir ve eşsiz olması; dengi ve benzeri bulunmaması.
  • Muhâlefetün li'l-havâdis
    Allah'ın sonradan yaratılan hiçbir varlığa benzememesi.
  • Kıyâm bi-nefsihî
    Allah'ın varlığı için başka bir varlığa veya mekâna muhtaç olmaması.
  • Hayat
    Allah'ın diri olması.
  • İlim
    Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi eksiksiz bilmesi.
  • Sem' / Basar
    Allah'ın her şeyi işitmesi ve görmesi; yaratılmışların işitme-görmesine benzemez.
  • İrade / Kudret
    Allah'ın dilediğini belirlemesi ve her şeye gücünün yetmesi.
  • Kelâm
    Allah'ın harf ve sese muhtaç olmayan konuşma sıfatı; Kur'an O'nun kelâmıdır.
  • Tekvin
    Allah'ın yaratma ve var etme sıfatı.
  • وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    “Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi Allah'a hamd etmektir.”

    Hayat Dersleri · Altıncı Ders

    Hayat Dersleri

    Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi'nin sohbetlerinden derlenmiştir.

    Editör

    Furkan Mahmut Tameroğlu

    ← → ile sayfaları çevirin

    Bir Cevap Yazın